Yazmak İçin Feda Ettiklerimiz

YAZMAK İÇİN FEDA ETTİKLERİMİZ

 Geçenlerde güzel bir kalem aldım. Kırk kuruşluk  indirimlerini, büyük kampanya diye ilan eden büyük marketlerden birinden. Bedavaya edindiğim bir ajanda üzerinde büyük ve önemli notlar tutacak ve belki kitaba dönüştürecektim  bu kalemle. Sahi hala ajandaya para vereniniz var mı?

Geçen ay  kalemim aniden yazmayı bıraktı. Sayfanın köşesine yazdığını teyit ettirmek istedim. Bilirsiniz, bitmiş kalem bile yazar sayfa köşesinde. Sonuç başarılıydı, hala kullanabilirim diye düşündüm. Kalem ömrünü tüketti kullanma çabama rağmen ajandamın ilk sayfası hala bembeyaz. Müsveddelerim masamda önemli bir yer kapladığı halde neden yazmaya başlayamadığımı düşündüm.

Birkaç sene önce izlediğim “Quills” filminde ana karakteri, yazmak için feda ettikleri aklıma geldi.  Önce özgürlüğü, sonra dili, ardından aklı ve en son hayatı alındı elinden.  

Görece olarak daha özgür bir ortamda olmamıza rağmen yazma korkum var.  Elbette yazacaklarım dünyayı değiştirecek türden anlamlar taşımayacaktı. Belki kimse okuma fırsatı bile bulamadan, bahar temizliğinde çalışmayan birkaç cd ve haftaya bitecek tükenmez kalemim ile birlikte çöpe gidecekti. 

İnsanların, ben bile daha kendimi tanıyamazken beni tanımasından, dahası tanımlamasından korkuyorum. Kahve içmeyi sevmeyen biriyim. Bunu bir yere yazınca kahve sevmeyen biri olarak tanınacağım. Ancak dört beş yıl sonra tiryakisi olabilirim. Çocukluğumuza şahit olmuş insanlarla bir yerde karşılaşınca, hala o çocukmuşuz gibi bize davranmaları bu yüzdendir. Bizi o halde tanırlar, yaptıkları  şakalara katlanmamız gerekir. Yazdıklarımızla geçmişe çiviliyoruz kendimizi.

Bu korkudan kurtulmak için kendini tasvir etmemek yetmez yazarken. Birini, kullandığı kelimeler bile ele verir. “Mütemadiyen” kelimesini geçmişi özleyen biri, “takma kafana” nasihatini müşkülpesent bir insan kullanır. Ya da birine yaşını sorduğunuzda, yaşını değil de doğduğu yılı veren, yani 26 diyeceğine 85liyim diyen biri gözümde en kral insandır. Çünkü ben de aynısını derim. Nedenini de bilmem.  Bu çağrışımlar bilinçaltımızda olmakta ve herkes farklı anlamlar çıkartmakta. Birisinin sizin kelimelerinden ne anlayacağını bilmeden yazmak... Bu sizi de korkutmaz mı?

Yazma korkumun sınıflandırılmak ve yanlış anlaşılmaktan kaynaklandığını anladım. Ben de bir hikaye anlatmaya karar verdim. Her birimizin anlatacak o kadar çok şeyi var ki, kaybedeceklerimizi göze alarak kalemi elimize almalıyız.

Korkumu yenerek yazmaya başladım. Yazarken neler hissettiğimi ya da ne hakkında yazdığımı anlatmayacağım. Okuyanlardan bazılarının güvenini kaybederim, kimisi nefret ederken sevmeye başlar belki…

Not: Dört beş yıl sonra kahve içmeyi hala sevmeyeceğim.