İlk aşk; yaşarken haberimiz yoktur ama, daha sonra yaşayacağımız aşkların rotasını da belirler aslında. Ben ilk aşk konusunda çok şanslı bir insanım. Lise yıllarımda yaşadım, o coşkuyu, heyecanı, masumluğu, korkmadan sevmeyi. Ne birbirimizi test etmeyi bilirdik, ne dalavereler çevirmeyi. Ne geçmişten gelen darplar vardı, ne de sınırlar. Öyle apaçık, uçsuz, bucaksız sevdik birbirimizi…
Hatta bir de kural geliştirmiştik kendi aramızda; herkes ne düşündüğünü açıkça söyleyecekti. Bu da yetmezmiş gibi her zaman doğruyu söyleyecektik birbirimize. Ve beraber olduğumuz 2.5 sene boyunca bu kurala hem ben, hem o kayıtsızca uydu.
Birbirimize yazdığımız o saf aşk mektupları, telefonu kapatamayışlarımız, randevu verdiğimiz yerde saatlerce ve sabırla birbirimizi beklemelerimiz bizim için çok olağan şeylerdi. Tüm okul, hatta öğretmenler, hatta ailelerimiz bile biliyordu birbirimize olan aşkımızı… Hiçbir Allah’ın kulu da ne onun ne benim aklımı karıştırmak için aramıza girdi, ne o ne de ben gözümüzü dışarıya diktik. Öyle sadık, öyle güçlü, öyle mutlu bir aşk yaşadık.
Onu görmediğim gün, nefes alamayacağımı düşünürdüm aynen onun gibi. Fakat zaman geçti, devran döndü, o üniversiteye başladı (ben lise sondayken), yavaş yavaş karakterlerimiz değişti. Uyuşmadığımız yönler ortaya çıktı, şiddetli geçimsizlik denilen illetin pençesine düşmeye ramak kala da ilişkimizi bitirdik.
Kader bu ya, seneler sonra tekrar yollarımızı kesişti ama onun kız arkadaşı vardı. Selam sabahın dışında bir iletişimimiz olmadı ve yollarımız gene ayrıldı.
Sonra kader bizi bir başka yerde yine bir araya getirdi, bu sefer benim erkek arkadaşım vardı, gene selam, sabah mealinde bir kesişim ve tekrar kopuş oldu. Sonrada işin ruhu ve büyüsü bozuldu. İkimizde de geçmişteki tatlı bir anı olarak yerini aldı aşkımız.
Fakat o yaşımda yaşadığım derin aşk, benim sonraki ilişkilerimde hep bir örnek oldu. Tüm ilişkilerimde o masumiyeti, o dürüstlüğü, o açıklığı aradım. O aşkın benzeri bir derinlik, bir lezzet aradım. Belki kendimi aşka atışımdaki fütursuzluk, hep bu ilk aşkımın bana bir armağanı ya da cezası oldu. Damağımda aradığım leziz tat hep o ilk aşktan kaynaklanıyor olmalı.
Fakat yaş ilerledikçe, yaralar aldıkça, incindikçe ve incittikçe, kendimi daha çok korur oldum. Ve aşka kendimi koşulsuz şartsız teslim edemez oldum. Hatta duygunun yanı sıra akılla, mantıkla girdiğim ilişkilerde daha başarılı oldum. 
Ne yazık ki, şimdinin sonsuz seçenekli internet ortamı göz önüne alındığında, insanın bir aşkı yakalaması neredeyse imkansız hale geldi. Hem kadınlar, hem erkekler için; ilişki dediğin şey, parmak şıklatma hızıyla başlayan ve biten bir hal oldu.
Peki ne yapalım aşka inancımızı mı kaybedelim o zaman? Tabi ki hayır, yüz kere hayır, bin kere hayır. Ama dikkatli olalım. Kendi ayaklarımız üzerinde duralım, azcık da mantığımızı işin içine katalım…
Hepimize lezzetli aşklar dilerim…
Sağlıcakla,