Yazın soğuk içecekle birlikte en arananıdır bir gölgelik alan. Kışın soğuğunda özlenen sıcağı, içinin ısınmasının sınırını aştı mı güneşin yakışı, bir kaçış yeridir gölgeler. Nefes aldırır, rahatlatır. Kimi tentedir, kimi şemsiye bazen balkon olur bazen kahvehane.

 Gölgede, hele de sıcağın kavurduğu saatte, esas istenen, esen bir meltemin serinliğidir. Rüzgarın nefesi sardı mı seni, ne sıcağın fazlası kalır, ne de yakan ateşi.

 Gölgeleri takip ettiğinde, fark edersin ki, insan eli ile yapılanlara sığındığında rüzgar nadiren uğrar buralara. Kandırmacadır bu gölgeler. Etrafından akar gelir, bulur seni güneşin sıcağı. Esas ferahlık, doğadan kopup gelendedir. Ağaçtadır. Tüm bereketiyle sarar seni. Sadece meyvelerini paylaşmakla kalmaz, gölgesini de sunar cömertçe.

 Bu paylaşımlardan hiç kısmaz. İster tek başına git, ister aileni arkadaşlarını al yanına, gölgesinin azaldığını görmezsin ağacın. Bir de kardeşi rüzgar eşlik eder sana. Kalkıp, gitmek istemezsin. Gövdesine yaslan, sıcacık bir kucaklama hissedersin. Altında uyu, piknik yap, hiç ses etmez, bekler seni. Ben sana meyvemi, gölgemi verdim, sen de bana su ver demez. İstemez,  beklemez karşılık.

 Doğadan geleni doğada bulursun ancak. Yapaydan uzak, kendiliğinden oluverir. Mevsim döner, kış gelir. Sıcağı özler, gölgeyi beklersin. Güneşe de ağaca da gölgesine de rüzgara da teşekkür edersin. Farkında olmadan verdiklerini, hakkımızmış gibi, hiç düşünmeden kullandıklarımızı, onlar hatırlanmayı beklemese de sen bir iç çekişle dile getirirsin.

 Çimen Erengezgin

NOt: Bu makale 17 Ağustos 2011, Foça'da kaleme alınmıştır.