Alışkanlıklar

Giymeyi en sevdiğimiz pantolon. Görür görmez vurulup alıyoruz, eh kadınsak vuruluyoruz, erkeksek diyoruz ki “hımm fena sayılmaz, aslında güzel de duruyor, alayım ben bunu.”

 

Ertesi gün başlıyoruz giymeye ve iltifat alıyoruz,  güle güle kullan   temennileri…  Sonra ikinci gün giymiyoruz.  -üst üste giymeyelim canım başka kıyafet mi yok- Derken haftada 3 gün giy Allah giy. Yıkanıyor pantolon, ilk yıkamadan az buçuk gidiyor rengi. Kadınsak daha beter üzülüyoruz, erkeksek pek tepki yok. Giy yıka giy yıka ikilemi içinde pantolon hafiften büzülmeye, eskimeye başlıyor. Tam giyeceğiz hay Allah bacak arası sürtünmekten tiftik tiftik olmuş. Olsun moda zaten eskitilmiş pantolonlar. Giy yıka giy yıka, bir giyiyoruz aa dizi açılmış. Dizi yamalı gibi olan pantolonlar zaten moda, üzerine de bol bir t-shirt ile tamamdır.

Sene geçiyor, pantolon eriye eriye bizimle büyüyor adeta. Hayattan aldığımız darbelerle aldığımız hal gibi. Olgunlaşıyor, olgunlaşırken esniyorda.- azıcık tabii-  Sonra iyice yırtılıp genleştikten sonra “keseyim yahu” diyor bazısı “ya kapri olur ya şort”. Bırakamıyoruz işte, alırken bayılmıştık ya illa suyunu çıkarmamız lazım.

Kendimizi rahat hissettiğimiz insanlar. Aslında sadece yanımızdayken burnumuzu silmekten çekinmediklerimiz. Çoğu zaman bir şeyi bitirmeye üşenme sebebimiz, o kişinin yarattığı alışkanlık… Ya da yapmamaya niyetlendiklerimizi düşünelim. Kokusu kötü diye kapuska yememek gibi mesela. Denesek ne olur ki ? Kokusu kötü olan bir yemek içine salça- acı- ekşi vb. sevdiğiniz bir şey girince güzelleşebilir. Önyargıların yarattığı alışkanlıklar hele ! “Hayatımda tanıdığım bütün mavi gözlülerin nazarları fena değdi, o yüzden çok bakmamaya çalışıyorum gözbebeklerinin içine” diyecek açık sözlülükte (!) insanlar tanırsanız şaşırmayın. Ön yargılarının dikenli telleriyle donatmışlardır onlar kendilerini. Oysaki her insan, her hayat, her göz bir hikayedir, bir fikir iklimidir. Herkesten öğrenilecek bir şey vardır şu hayatta. Farklı hikayeler dinleyerek ders alırsınız. Ha size uygun çıkmadı mı; denediniz olmadı. Çok normal, herkes aynı değil, olsa hakikaten çok sıkıcı olurdu hayat. Rüyalarımızda değiştirmeyelim hayatımızı, sadece rüyalarımızda dokunmayalım kendimize. Hayatımızın her gününe başlarken, sabah yataktan kalktığımızda yüzümüzü yıkarken kalan hayatımızın ilk gününü yeni insanlarla, farklı; olabildiğince farklı şekillerde bakarak yaşayalım. İşe giderken her zaman döndüğümüz pastanenin köşesinden değilde önceki sokaktan geçelim bu sefer. Ah bakın, görüyor musunuz; işte orada ayakkabıcı var. Hani geçen gün ayakkabınızın topuğu düşmüştü, altı çıkmıştı da gününüz berbat geçmişti. Keşke bir ayakkabıcı olsa dediniz, sordunuz herkese bilmiyordu kimse. Meğer iki sokak ötenizdeymiş! Bundan önce bilmiyor olsanız bile artık bildiğiniz bir esnaf var. İşyerinizin önündeki gazetecide satılmayan gazeteyi satan bir gazeteci de gördünüz mü yolunuzda!

 

Alın işte, evren sizi doğruluyor! Deneyin şu kapuskayı, anneniz gün boyu evde temizlik yapmış, tek çeşit yemek yapabilmiş vakti kalmadığı için… Tabii biliyor sizin sevmediğinizi hem de denemeden sevmediğinizi! Ama midenizden sebze geçmesi gerektiğini belirten söylem içine sokmadan onu, şaşırtın kendi midenizi de tabii! Bunu başkalarının mutluluğu uğruna kendinizi mutsuz edin anlamında demiyorum asla; ama bunlar ufak nüanslar, farklı pencereler. 60 yaşına da gelsek hep çocuk kaldığımızı düşünenler için o kadar ayrıcalıklı, incelikli olacaktır ki bu !

 

Siz değişmiyorsanız sadece değişmeyi isteyerek yol kat edemezsiniz. Yani bir yol açıp, bir şeyler yapmak gerek. En ufak, en gereksiz diye başlayan şeyler hep uzun yolların başlangıç basamağıdır aslında. Yaptıkça yol kat ettiğinizi görür, bunu gördükçe daha çok motive olursunuz, daha çok “genişlersiniz”. Evreni kucaklamayı sadece cümle niteliğinde değil gerçek anlamda özümsemeye başlarsınız.

 

Yeter ki şunu bilin. Bir damla ile değişir herşey. Her ne ise kendinize dair hedef ve planınız, haydi hemen alın önünüze bir kağıt ve yazın sırayla. En kolay başlayabileceğinizden başlayın. Evet evet şimdi !

Uzm. Psk. Büke Okyay