Uçsuz bucaksız çöller. Sadece  sarı renk hakim. Yer incecik kumdan ibaret.  Toprak değil, kum. Eksen ekemezsin, bir şey yetiştiremezsin yoksunluk diz boyu. Yokluk. Hiçlik. Sadece hiçlik. Tüm bu hiçliğin içinde, çok derinlerde keşfedilen petrol. Yokluğun içinde varlık. Fakirlikte zenginlik. Hiçlikte heplik.

Şimdi düşünelim. Bunca boşluğun, yoksunluğun hakim olduğu topraklarda öylesi zenginlikler gizli. Uzun, çok uzun yıllar sonra keşfedilen cevherler. Hiç bir şey varlıkla verilmiyor. Önce yokluğu yaşaman gerekiyor ki isteyesin. Anlayasın. Dışındaki eksiklik, yokluk, İçindeki cevhere ulaşman için açman gereken kapı.

Kimi maddi anlamda fakir doğuyor, kimi sevdiklerini kaybediyor, kiminin hayatında bazı şeyler ya da kişiler  hiç olmuyor. Herkesin her koşulda bir şeyleri ya eksik ya da eksiliyor. Amaç; fakire, varlığı aratmak. Ancak yoklukta ararsın, tok olan neden yemek istesin ki?

Sistem öyle kurulmuş zaten, hiç bir şey hayatta sana tam verilmiyor. Verilene şükredip, verilmeyenin içindeki zenginliği görmen için. Dış dünyanın eksikliğini, bütünden, birlikten, çekip çıkartabilmen için.

Boşuna dememişler” önce kaybettirip, sonra buldurur diye”. Kayıp olmadan, nasıl eksikliği hissedecek ve tamamlanmak için arayışa gireceksin? Kendi çölündeki petrolü nasıl keşfedeceksin?

                                                                  Çimen Erengezgin

                                                                            06.Mayıs.2012