Bütün hastaların, hastalıkların, hasta yakınlarının ve doktorların bir araya geldiği yerdir hastane...Yer de değildir aslında çok yersizdir! Bu süresiz ortak yaşama tutunma alanında bazen bir türün belgeseli çekiliyor ve siz de bu filmin bir parçasıymış gibi hissedersiniz. Hastane halkı kimi bir kaç saatliğine, kimi bir kaç günlüğüne, kimi bir kaç yıllığına kimi ise ne kadar kalacağı belirsiz bir gündelik yaşam tutturur. Bir haftadan sonra artık her şeyin yerini bilirsiniz. Tüh mutsuz hemşirenin nöbeti bu gece uzun olacak. Her işe koşan personel kadrosunda çok yakın emekliliğinin günlerini dolduran bir adam var. Bu güzide insan memleketine dönüp orada babadan kalma arazisinde geçirecekmiş emeklilik günlerini. Ordu'nun bir köyü, adını tekrar soramadım hatırlayamayınca. Çünkü bir şeyi çokça tekrarlamaya kızıyor. İşine karışılmasına da... Anlatırken yüzünde hasretli bir tebessüm var. Bir ara ona derelerin yaylaların meraların başına gelenleri anlatacak oldum sonra yutkunup sustum. Gidip kendi gözleriyle görsün bıktım artık anlatmaktan. Neredeyse üç hafta olacak. Artık ailecek ritmik bir rutine oturdu hastane günlerimiz. Dışarıdaki yaşama ara verip diğerimizden nöbetini devralmaya hastaneye gelirken hangi yol daha kısa, çevrede nerede yemek yenir, kantinde en taze çayı hangi saatlerde demliyorlar, acile en kısa nerden inilir, emar ve tomografi ne tarafta, doktorlar kaçta gelir vs. gibi şeyleri artık biz başkalarına söyler olduk. Hatta ilk günlerde tanıştığımız hastaların durumunu da takip ediyoruz. Geceleri koridorlar ıssız kederli hastanenin etrafını saran kocaman çamlıkta elemle salınan gölgeler var. Taa karşı koridordan sürünerek gelen ayak sesleri .... Bu ayaklar ikinci kez ameliyat olan o iri bıkmış usanmış ela gözlerini hep çok uzaklara bakıyormuş gibi kısan İzmir'li muhasebeci ablanın olmalı. Bir görevli var ne sorsan ne istesen şöyle cevap veriyor: "Ben bunu sormadan size veremem kendi başıma bunu yapamam" !!!
Bütün hayatım boyunca insiyatif kelimesi üzerine bu kadar düşündüğümü hatırlamıyorum. Artık yeter diyerek biraz çıkışmak üzere yakınına varıp yüzüne baktığımda bir an boşluğa düştüm. O sırada hala
"ben kendim buna karar veremem görevli hemşireye soracağım vs." O sırada Nazım'ın şiirlerinde bahsettiği "bıyıkları sarkık başı ensesinden kesik gibi düşük kolları iki yanda upuzun"o adamlardan biri bu diye düşündüm. Hani merdivenleri çıkarken hala bir basamak var diye attığınız son adım aslında basamak bitmiş olduğu için boşa düşer ya... İşte tam olarak hissettiğim bu oldu bu yüze baktığımda. Bu yüz bu bakış bu ifade... tanıyorum. Hem de çocukluğumdan beri. Sevmiyorum bu adamı artık. Bu adam o kadar korkak ki gidip en görünen yerde saklanmış ve yine Nazım'ın bir şiirinde dediği gibi "... bir değil beş değil milyonlarca..." üstelik... Kardelen bizim servise bakan iyi kalpli hemşire. Henüz çok yeni ve acemi ama o kadar iyi niyetli ve sevecen ki demin doktor biraz azarlayacak gibi oldu neredeyse atılıp suçu üstlenecektim ve eminim ki seviyeli bir fırça yiyecektim. Neyse ucuz atlattık. Karşılıklı gülümseyerek dayanışmamızı sessizce kutladık. Sonra Kardelen güzel sisli iki yayla gibi yanyana duran maviş gözlerini alıp doktorun arkasından çıktı. Şimdi Atom Karınca biraz daha iyi. Ameliyat sonrası akciğerlerin birindeki bir enfeksiyon onu çok yordu. Oldukça bitkin. Ama benim için hala Atom Karınca o. Kimse üç haftadır olan bitene onun kadar dirayetli olamazdı.Yaşamla kurduğu bağ o kadar sıkı ve örnek alınasıca ki. Bazen elini avucuma alıp tuttuğumda ben mi ona güç veriyorum o mu bana hiç bilmiyorum. Bu eller hayatı boyunca hep bir şey vermek için bir şey yapmak için uzanmış. Almayı vermekten daha az biliyor. Eğilip hafifçe öpüyorum. Son beş yıldır yazları birlikte memlekete gidip uzun yaz tatilleri yapıyoruz. Biz balkonda dere sesi eşliğinde yıldızları seyrederken uyanıp su içmek için kalkmaya çalışır. Bize söyle neden kalkıyorsun anne diye söyleniriz. O da haalla halla suyumu da sizden mi isteyeyim. Evin içinde de yürümeyeyim de iyice köreleyim mi? Diye kızarcasına söylenir. Sabahları Ahmet'in çok sevdiği 3'ilextaları pişirir biz de iştahla yerken mutlu bakışlarını görmelisiniz. En sevdiği şey ise misafir. Bazı akşamlarda uyuklayarak saatlerce bizimle oturur. Ahmet'in olmadığı zamanlarda köye bakan odada birlikte uyuruz. O horlayıp beni rahatsız edeceğini düşünerek itiraz eder önce ben ısrarla ikna ederim; çünkü çok iyi bir kulaklığım var. Onun sayesinde klasik müzik dinleyerek uyuma lüksü ediniyorum. Annem, hiç bir şey duymadım deliksiz uyudum dediğimde minnettar... aman bu sırrımı sakın ona söylemeyin ha. Bazen eski şeyleri anlattırırım. Belleğinde kalan eski anıları. Nedense hiç masal bilmiyor. Ama çok ilginç anıları var. Anlatırken bazen neşelenir bazen efkarlanır.
"Eyy gidi"... işte böyle başlar çoğu cümle. O "Eeey gidi" tek başına öyle çok şey anlatır ki. Bu tatillerde bu sohbetlerde tatlı küçük atışmalarda öğrendiğim şeyler paha biçilemez deneyimler.Yaşlılarla yaşamadan ne gençlik hakkında bir şey öğrenebilirsiniz ne de yaşlılık hakkında...hatta hayat hakkında bir şey bilmiyorsunuz. Hatta kendiniz hakkında da hiç bir şey bilmiyorsunuz demektir. Gökçeçiçek uzun yaşamakta bir devrim biliyor musunuz? Bazen bir devri öylece kapatıyorsun yaşamaya direnerek...
Gündüzleri nöbet değiştirip yakın zamandaki konser için gittiğim son provalarda söylediğimiz lazca şarkılara burnumun direğindeki sızlama da eşlik ediyor. Atom karıncanın kulağı çok az duyar ama yüreği duyuyordur Heyamo'yu, Ou Nana'yı, Çu'ta Çani'yi be Lazona'yı...Çünkü o benim tanıdığım en yaşlı laz. Atom gibi karınca gibi aktif bilge laz kadını o. Her zaman iyi ki varsın dedirten Atom karınca.

Sevinç Alçiçek