Yazarlar



İsteseydi

Yaz ayları bitti. Acı ama gerçek, evet en fazla iki ay sonra tekrar ürpermenin ötesine geçip “hırkamı giyeyim, kapalı ayakkabı mı giymeliyim” sezonuna giriş yapacağız.

Çoğumuz için yaz ayları ışıl ışıldır, tatile gidelim ya da gitmeyelim… Elbiselerinin ağırlık ve türevlerinin hafiflediği, insan psikolojisiyle adeta alay edercesine oynayan gri havanın kararsızlığından çıktığımız mevsimdir yaz. Bir de içimizin cıvıldadığıdır, çoğu zaman şurup gibi havaya sahip olan mevsimdir. Her sefanın bir cefası da vardır kuşkusuz, sıcak beraberinde teri ve sıklıkla “of çok sıcak” ünlemini beraberinde getirir. Ayrıca yılın 355 günü çalışıp en fazla 10 gün tatil yapmayı planlamanın hazzını ve çocuksu sevincini de…

Yaz portresi çizili verilmiştir bize küçüklüğümüzden beri: sahilde gün batımında toplaşan artık toplaşımları daha bir zorlaşan zararsız kızlı/ erkekli, gitarlı, seslerinin detoneliğine bakmadan en gür sesleriyle şarkı söyleyen topluluk. Arada birbirleriyle göz göze gelenler, belki de en çocuksu en masum hislerine sahipliklerini karşı tarafa aktarmak için avuçları terleyen ve şarkı istekleri yapanlar vb. manzaralar… Tabii bunlar daha çok yazlık kültürü yaşayanlarda üst sıradadır, her yıl ayrı yerlerde tatil yapanlarda bu komünallik pek yaşanmasa da illa ki kızlı / erkekli oturulmasına lüzum yoktur hissedip hissinizi karşı tarafa nakletmeniz için.

Başlar ilişkiler yazın cıvıltısıyla, etkinlikler beraber yapılır, planlar konuşularak heyecanla dökülür ortaya. Sadece ergenlik vb. dönem için değildir bu, yaz cemresi düşmüşse bir kere toprağa, her yer yeşillenmişse, o kısa kollu t-shirt üstüne en fazla akşamları alınan hırkaların dönemi başlamış, “akşam eve gitmeyelim bir yerlerde oturalım” sezonu açılmışsa iş tamamdır. Yaşımız kaç olursa olsun ilişkilerin boyutu da değişir, daha bir civcivlenir, düğünler yaz aylarına alınır gün batımı temalı fotoğraflar çekilir; bir çok ilişki filizlenir… Planlar doğrultusunda yaşanır genelde çoğu şey, aksama olmaz çalışan yetişkin bireyler için de olsa, okuyan öğrenciler için de olsa durum daha bir “pembedir”…

Derken üç ayın şakıması bitime yaklaştıkça önce hayatın gerçekleri temalı portre belirebilir gözler önünde. Yazlık ise eğer, yazlık ortamı, o sıcak arkadaşlık mecburi dağılıma uğrayacaktır; dokuz aylık bir ara beklemektedir herkesi. Heh aynı şehirde oturanlar için iletişim daha kolay olacaktır, sözler verilir, planlar yapılır. Uzun mesafe temalı durumlar ise daha zordur. Önceleri planlanan kolaylık temelli durum, ilerleyen aşamada kendisini gösterecektir yaz cıvıltısıyla mı alınmış bir karardır yoksa tamamen gerçekçi midir ?

Tatildeki yetişkin tanışmaları da meşhurdur, aynı durumsallık devam ettiği sürece problem yoktur; kuşkusuz şehir farklılıkları daha bir zorlaştırabilir durumu; her an görebilme duygusunu doyuramamaktan kaynaklıdır bu zorluk. Aynı şehirde beraber zaman geçirdikçe kendini belli eder devamlılık temelli mi olacak yoksa çatırdamalar mı gerçekleşecek ?

Bütün güzelliklerin, mucizelerin, balkonda açan ortancaların içte yarattığı duygu zıplaması bazı gerçekler sayesinde grileşebilir bu evrede. Derken kurulan cümleler değişebilir bu paralelde. “Neden aramıyor, neden eskisi gibi değil, neden, neden, neden ?” Ve işte kilit cümle geliyor: “İsteseydi arardı, gelirdi, yapardı, ederdi” Ama nasıl ? “İstese” !

İnsanoğlu ihtiyaç hiyerarşisi temelli doğmuş bir varlık olması durumuna da biat eder bu durumda. En alt hiyerarşi Amerikalı ünlü piskolog Abraham Maslow’un da belirttiği üzere “nefes alma, yeme, içme, uyuma ve sevişme”dir. Onun üzerindeki “Kendisini, ailesini ve toplumunu güvende hissetme ihtiyacı”dır. Üçüncü hiyerarşi “Başkaları ile ilişki kurmak, bir yere ait olmak” ihtiyacı, dördüncüsü ise “prestij, başarı, yeterlilik ve tanınırlık”tır. Son yani en üst hiyerarşi basamağı ise “Kişisel başarı, kişisel tatmin, potansiyelin ortaya çıkarılması”dır.

Neden bu hiyerarşiyi yazma ihtiyacı hissettim ? Gerek yaşadığımız ilişkilerdeki karşı tarafın fren noktasından, gerek rölantiye alma durumundan gerekse tıkır tıkır yola çıkmış bir teçhizat gibi davranmasından az çok bir nokta atışı gerçekleştirebiliyoruz bu şema ile. Kimisine bakıyorsunuz çok iyi, hoş fakat ilk yani en alt basamağını doyuramamış; gidip geliyor o noktada. Anlıyorsunuz daha kat edeceği çok yol var geldi, sizi buldu ! Üçüncü hiyerarşi en hastalıklı takılıp kalınan hiyerarşi boyutlarından biri, kişi ilişki kurmasına kurabiliyor, sizinle en azından dünya üzerinde aynı dili konuşabiliyor; fakat sadece dil anlamında ! Bir yere ait olma noktasında takılıp kalıyor, bir bakıyorsunuz üç aylık süreç içinde tanıdığınız kişi yok, yerinde bir değil birkaç yere ait olmak isteyen birisi var hayatınızda ! Ya da başladığınız noktadan damla ilerleyememişsinizdir, aşama kat etmeniz gereken noktada kat edemediğiniz için sürekli geri aşamalara giden ve sizi de beraberliğiniz ile oralara götüren biri vardır karşınızda ! Mutlaka ki dördüncü aşama yaşamamış olmasına gerek yoktur birisinin üçüncüde takılıp kalması için; karşınızdaki kişi işinde çok başarılı, belki de ünlü birisi de olabilir. Fakat üçüncü aşamayı tamamlayamayıp dördüncüye atlayan ve adeta “işkolik” gibi davranan birini bulursunuz karşınızda. İşinde ilerleyen, onur duyduğunuz kişi ilişkinizde bir adım dahi ilerleyememekte dolayısıyla aynı noktaya sizi de götürmektedir; çünkü alt basamak tatmini yeterince gerçekleşmemiş, üst basamağa adım atmış “en azından bunu tam yapayım” düşüncesi yerleşmiştir kişinin içine… Son basamak ise Nirvanadır demiyoruz ama mühim olan tüm basamakların sağlıkla atlanıp son basamağa gelinmesidir, yoksa arada hiyerarşide geriye geldiğinizi görebilirsiniz.

Geldik mi acaba “İsteseydi…” sözcüğünün içerdiği dilek şart kipinin, duygusunun belki de içten içe dileğinin geçmiş zaman “di, dı, du, dü” ekiyle birleştiği an’a ! Geçmişe özlemle beraber bir gelecekten de aynı şeyi dileme, bekleme dilimi. Bu dilim için denilecek çok şey vardır kuşkusuz; kimimizin aklına bile gelmez bu sözcük, kimisi ise hüsranın ardından içinden geçirir hep. Engelsizliği, engelsiz koşuyu belirten bir sözcüktür, acıdır, aslında insanın içindeki kıymıktır. Sadece yazın başlayan ilişkiler için değil her ikili ilişki adına kullanılır itinayla, kısa süreye gerek yoktur. Ummadığımız şeyler bazen planlamadığımız şeyler getirir hayat, bazen acıdır ama acı da olsa güzel de olsa önce sürprizdir. Sevginin halledemediği durumların özetidir de çoğu zaman ilişkiler. Fakat biz var oldukça, birey olarak kendimizin farkında ve değerinde oldukça, sabah uyandığımızda iki ayağımızın üzerinde durduğumuzu gördükçe her gün aynaya “iyiki varsın” diyebildikçe… “İsteseydi” ler yerini “ben varım, sağlıklıyım, istesem istediğim zaman şakırım, ben güldüğüm sürece hayat var, sevinç var, iyi olan var” lara bırakacak. Hatta ben bu satırları yazarken çok sesli bir gök gürültüsüyle patlayan o nemi, gri bulutlu azıcık boğucu sıcağı bir anda alıp götüren harika bir yağmur başlayıverdi. Durdum pencerenin önünde; işte bu koku, bu ıslaklık ve tenimde hissettiğim rüzgar… Her şeye bedeldi…

“İsteseydi” mi ? Belki de isteyecek ! Ah tabii bir de şu var, ya ben istemezsem ?!

  Yazın tadını doyasıya çıkarabildiğimiz harika günlere…