Yazarlar



İletişim Nerede Başlar Nerede Biter?

Araştırmalar, iletişimin henüz anne karnındayken anne çocuk arasında başladığını göstermektedir. Anne karnındaki bebek annenin ruh haline göre hareketli ve ya hareketsiz olduğu, annenin sevdiği bir şeyi yemesiyle bebeğinde gülümseyen bir yüz ifadesi oluşturduğu, annenin karnındaki çocuğunu sevip okşamasıyla etkili bir etkileşimin ve anlaşmanın gerçekleştiği gözlemlenmiştir. Daha sonra bebeğin dünyaya gelmesiyle anne çocuk arasında yüzyüze etkileşim ve iletişim başlayacaktır, çocuk artık hayatı annesi sayesinde tanıyacak onunla konuşmaya başlayacaktır, çocuk büyüyüp geliştikçe aynı zamanda sosyalleşecek ve girmiş olduğu her ortam karşılaştığı her insan onun iletişimini şekillendirmeye başlayacaktır. Günümüzde iletişimin her geçen gün önem kazandığını ve bir çok kademeden bir çok insanın iletişim üzerine eğitimler aldığına şahit olmuşuzdur. Bu da iletişimde temel kritik dönem olan yaşamın ilk yıllarında ailenin ve çevrenin iletişim konusunda yeterli ilgi ve hassasiyeti göstermemesinden kaynaklanmaktadır. Çocuklarımızın konuşmaya başladığı dönemde çocuklar ebeveynlerine karşı çevreyi ve nesneleri tanımaya yönelik sorular yöneltirler. Anne ve babaya yöneltilen “bu ne” sorusu çok yaygındır, gözlemlediğim bir çok aile çocukların dil ve kelime dağarcığı gelişimine sonsuz katkı sağlayacak “bu ne” sorularını duymazdan gelerek cevapsız bırakmaktadırlar. Çocukların özgürce soru sormaları kısıtlandığında yetişkinlik dönemindede soru sormaktan çekindikleri ve anlaşmazlıklara dayalı iletişim çatışmaları meydana gelmektedir.

Çocukluk döneminde özellikle annelerin dikkat etmesi gereken noktalardan birisi de çocukları tek taraflı iletişim cihazı olan televizyon karşısına mahkum etmemeleri gerektiğidir. Anne ev işlerini yaparken çocuğunun uslu durmasını ister bunun için televizyon çok iyi bir alternatiftir çünkü çocuk tv karşısında hiç sesini çıkarmadan saatlerce kalabilir annede bu arada işlerini gönül rahatlığı ile gözü arkada kalmadan yapar fakat tehlikenin farkında değildir, çocuklar tv karşısında verilen bilgileri direk alırlar, bilginin içeriği bir yana tv karşısında hiç eleştirme gereksinimi ve olanağı da olmadığı için tek taraflı bir dinleme ve izleme gerçekleşir buna alışan çocuk televizyonun karşısından kalkıp sosyal hayatta ilişiki kurmaya başladığında da kendi fikir ve düşüncelerini savunamayacak ve karşı tarafı eleştiremeyecektir.

Erken yaşlarda daha çok kültürel faktörler, eğitim seviyesi, ekonomik durum gibi etmenler ebeveynin çocuğuna karşı sergileyeceği tutumları etkilemektedir. Kücük çocuğa söz hakkı vermeme, onu büyüklerin yanında konuşturmama gibi etmenler de zaman zaman görülmektedir. Bir çok aile büyüğü kendi aralarında konuşurken, çocuk kendi fikrini söylemek istediğinde onu küçümseme, sen daha çocuksun ne anlarsın gibi tepkiler göstermektedir, büyüyünce konuş, çocuklar büyüklerin yanında konuşmaz çok ayıp gibi temeli olmayan düşüncelerle yetiştirilen çocuklar okul çağında özgüveni ve ders başarısı düşük, öğretmeniyle iletişim kuramayan, soru soramayan bireyler olarak toplumda yerini almaktadır.

Bunların yanında ailenin çocuklarına vermiş olduğu bazı telkinlerin ileriki dönemlerde beden diline etkisi çok büyüktür. Misafirliğe gidildiğinde çocuğumuzu sıkı sıkıya tembihleriz “Aman hiçbir yere dokunma hiçbir şeyi elleme” , “Uslu uslu otur” , “elin kolun rahat dursun” denir. Elini ve kolunu kullanmaya yeni başlamış bir çocuk için elleme, tutma, sıkma gibi unsurlar çok önemlidir. Yetişkinler olarak bir çok şeyi dokunsal olarak kavrar, hissederiz, üzüntülü bir dönemdeysek bir dost elini omzumuzda hissetmek isteriz. Çok önemli bir iletişim aracı olan beden dilini aslında biz kullanılamaz hale getiriyoruz.

İletişim çift yönlü gelişen bir süreçtir, dolayısıyla iş yerinde çalışan bir işçiye patronu gelip emirler vererek dönüp gitmesi iletişime girmez, çünkü orada tek yönlü bilgi aktarımı vardır. Karşı tarafın herhangi bir duygu ve düşüncesini almadan tek yönlü konuşmaya enformasyon yani bilgilendirme denir. Sonuç olarak iletişim anne karnında başlar ömür boyu sürer fakat ara ara sekteye de uğrayabilir amacımız sekteye uğramayan etkili iletişime ulaşmak ve yaşanabilir bir hayata ulaşmak olmalıdır.

Uzm.Psk.Dan.Ömer AKTÜRK