Yazarlar



1880'lerin Anadolusundan Bugüne

Fotoğraf Fethiye'yi 1880li yıllarda gezen  Alman bir antropolog tarafından çekilmiştir. 1800'lerin sonlarını konuşurken sanılıyor ki memlekette Şinasiler, Namık Kemaller fink atıyor. Anadoludaki halk hiç de onlar gibi değildi. Bu arkadaş mesela, bin yıl önce Asya'daki atalarını her şeyiyle yansıtmaya devam ediyor.

Felix Von Luschan, 11 Ağustos 1854 doğumlu ve mesleki hayatına birçok bilimsel alanı sığdırmayı başarabilmiş bir bilim adamıdır. Arkeoloji, tıp, etnoloji Luschan’ın adından başarıyla sözettirdiği bilim alanlarıdır. Luschan bir arkeolog ve etnoloji uzmanı olarak dünyanın farklı noktalarına insanların etnik kökenlerini incelemek amacıyla birçok araştırma gezisi yapmış, farklı insan topluluklarına ait farklı kültürleri her açıdan değerlendirmeye çalışmıştır.
Luschan araştırmaları için yaptığı gezilerinden bir tanesini de 1883-84 yılında Likya’ya düzenlemiş, Likya bölgesini ayrıntılı bir şekilde incelemiş, bölge insanı ve yerel kültürü hakkında araştırmalar yapmıştır. Öyle ki; gezi ve incelemeleri sonrasında  2 ciltten oluşan araştırma yazılarını, kendisi gibi bir bilim adamı olan yakın arkadaşı Eugen Petersen ile oldukça kapsamlı bir kitap haline getirmiştir. İlk kez 1889 yılında, Almanca olarak yayınlanan “Reisen in Lykien Milyas Und Kibyratis” adlı kitabında, Likya ve çevresinde yaşayan farklı kültürlere ait ilginç araştırma yazılarına yer vermiştir.
Luschan, 1880 gibi eski bir tarihe ait olsa da araştırma yazılarını kendi çektiği fotoğraflarla desteklemiştir. Antropolog kimliği ile çektiği bu fotoğraflardan bazıları da ilginç bir şekilde o tarihlerde Likya bölgesinde yaşayan Türklere aittir. Kitabında ve sonraki araştırmalarında Türk etnik kimliğine ve özellikle Likya bölgesinde dağınık şekilde yaşayan Tahtacılar’a dair ayrıntılı gözlemler ve ölçümler de yapmıştır. Ölçümler, zira kitabının sonunda bölge köylerinde yaşayan Türklere ait antropolojik ölçümleri de yayınlamıştır. Bunların içinde köy köy ayrılan kafatası çap ölçümleri dahi vardır. İlk bakışta biraz garip gelse de aslında Luschan’ın bir antropolog olduğunu unutmamak gerekir.

Fakat öyle dikkat çekici birşey var ki o da; Luschan’ın o tarihlerde çektiği Türk insanlarına (Yörükler) ait portreler. Luschan, kitabındaki bu portreleri de çeşitli şekillerde sınıflandırmış. Bu portrelerde bölgedeki Yörüklere ait ilginç bir nokta var; o da Likya’da yaşayan Yörüklerin saç modelleri. 1880′lerin ortaları gibi hiç de erken olmayan bir tarih olsa da; anlaşılan o ki Likya’da yaşayan Yörükler tarih karşısında çok da fazla aşınmamışlar. Yörük erkeklerinin saç kesimleri orta Asya’dan üç-dört kuşak önce gelen dedelerine benzer şekilde.

İnsan kültürünün, geleneklerinin ve alışkanlıklarının garip bir boyutu işte. Zaman ve değişim, gözlerden uzak, çadırlarda ve dönemin şartlarıyla ulaşılması zor yerlerde yaşayan bu insanları fazla etkileyememiş.

 

Portrelerin bir çoğunda Erkek yörüklerin başlarının arka kısmındaki bir tutam saçı kesmedikleri ve uzun bir şekilde bıraktıkları görülüyor. Muhtemelen Likya’da yaşayan ve yaşamış birçok uygarlık gibi yörükler de dağlık ve zor coğrafi şartlar yüzünden dışarıdan oldukça yalıtılmış bir yaşam sürüyorlardı. Daha önce Yaşar Kemal’in İnce Memed serisinde Çukurova yörüklerinin de aynı şekilde baş kısmının arka tarafında kalan ince bir saç demetini hiçbir zaman kesmediklerini ve hatta erkeklerin bıraktıkları bu saçları ördüklerini okumuştum. O zamanlar bu bana biraz abartılı gelmiş olsa da Luschan’ın fotoğraflarından sonra aslında Yaşar Kemal’in Çukurova yörüklerini hiç de abartmadığını anlamış oldum. Anlaşılan o ki; Yörükler, Orta Asya’dan getirdikleri birçok alışkanlığı, gelenek ve göreneği 1880 yılında dahi bir nebze de olsa yaşatmayı sürdürebilmişler. Bu saç modelinin Orta Asya’dan getirmiş olduğumuz bir askeri gelenek olduğunu ve Timur dahil, Anadolu’ya Asya’dan gelen birçok asker-savaşçı Türk’ün saçlarının bu şekilde kesildiğini farklı kaynaklarda okumuştum (Beylikler döneminde Anadolu’da yaşayan Türkmen-Yörükler, Timur Anadolu’ya ayak bastığında Ondan oldukça etkilenmişlerdir). Muhtemelen büyük ölçekte islamiyetin yaygınlaşmasıyla birlikte kaybettiğimiz bir estetik anlayışıydı. İşte bu eski ve değerli portreler, uzaklardan, zamanın derinliklerinden, dedelerimiz ile birlikte getirdiğimiz, gittikçe eriyen bir kültürün, bir estetik anlayışın son kalıntılarının fotoğraflarıdır.

Eski Türklerin Saç kesimleri ile ilgili bulduğum bir kaynak bakın ne diyor;
“Türkler çeşitli saç modellerini kullanmışlardır. Bunun nedeni ise Türklerin çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olmaları ve değişik kültürlerden etkilenmiş olmalarıdır.

Eski Türklerin saç stilleri için kısaca şöyle denilebilir. Batı Türklerinin yani Oğuzların ve Peçeneklerin saçları genellikle uzun, doğuya doğru gidildikçe bu değişmektedir.Proto-Moğol kavimlerinin inanışlarına göre, onların ataları “dazlak kafalı” kimselerdi. Bu inanış Proto-Moğollara kadar yayılıyordu. Bundan dolayı Moğollar ile onların tesiri altında kalmış olan Doğu Türkleri, bu inanışa uyarak saçlarını kesmişlerdir. Başın etrafı derin olarak traş edildikten sonra, tepede bırakılan tek örgü Kuzeydoğu Asya ile Mançu kavimlerine ait bir saç şekli idi. Bu saç şeklinin bu kavimlerden geçmesi muhtemeldir. (Ögel,1978:273-274).

Selçuklu zamanında erkeklerde uzun saç adeti devam etmektedir. Selçuklu zamanında erkeklerde iki tip saç mevcuttu. Erkekler, ya saçlarını omuzlarına salıveriyorlardı yada başlarını kazıtıp sadece bir perçem bırakıyorlardı. Erkeklerin bıyıklı oldukları belirtilmekte ancak sakaldan bahsedilmemektedir” (Köymen,1971:51-90).

Ögel farklı bir kaynakta ise şöyle söylüyor;
“Eski Türklerin saçı genellikle uzun ve örgülü idi.Uzun saç bazen de serbest bırakılmıştı. Doğuya doğru gidildikçe ise Çin ve Moğol etkisi altında kalan Türklerin saçlarını çok kısa kestikleri veya kazıttıkları görülmektedir.Başka bir model ise Kuzeydoğu Asya ile Mançu kavimlerine ait olan, başın etrafı kazındıktan sonra tepe bırakılan tek örgülü saç modeli idi.Türklerin bu farklı saç modellerini kullanmalarının nedeni ise çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olmaları ve değişik kültürlerden etkilenmeleridir”. (Ögel, 1978:273-274)

Luschan’ın fotoğrafladığı aşağıdaki güzel portre ise 1883 yılında Likya bölgesinde yaşayan bir Tahtacı Türkmen’ine aittir.

 

Kaynak:http://yaban-ci.blogspot.com.tr